Eğitim Haberleri
Trend

Türkiye’de Eğitim Sistemi

Öğretmen Nedir ? Yada kime öğretmen denilir ? 

Kendimde bir öğretmen adayı olarak bu yazıyı yıllarca gördüğüm öğretmen tiplemelerine ithafen yazıyorum. Bir öğretmeni bir öğretmen mi en iyi tanımlar yoksa öğrenci mi  ? Kesinlikle öğrenciler öğretmenleri daha iyi tanımlar. 7 yaşından 25 li yaşlara kadar sürekli bir eğitmenin etrafında yaşayan çocuklar belli bir süre sonra bu insanların karakteristlik davranışlarını da çözmeye başlıyor. En büyük örneklerinden biri ise dayak atan hocaya duyulan saygı ve nefret.. Hadi gelin Eğitim sistemi

Öğretmenler mi suçlu Çocuklar mı ?

Bu soruyu öğretmenlere sorarsak çocuklar, çocuklara sorarsak öğretmenler suçlu olacak. Ama bir  de olaya istatistik olarak bakalım. PISA alternatifi ABİDE araştırmasına göre Türkiye’de her on çocuktan 6.6 sı okuduğunu anlamıyor. Bu istatistik bir bakıma bir felaketi de bize doğru yaklaştırıyor. Okuduğunu anlamayan çocuk ileride kendini ifade edemez. Kendini ifade edemeyen kişiler sosyal hayatta  başarısız olurlar. Sosyal hayatta başarısız olan kişiler ailelerine zarar verirler. Ailede zarar vereceği mutlak kişi ise genelde “Eşi” oluyor. Okumamanın zincirleme etkisinin bir bakıma bu şekilde de görebiliriz.  Peki neden okuduğumuzu anlamıyoruz ? Bunun nedenleri tamamen bizim aptal yada gerizekalı olmamız mı ? Kesinlikle hayır..  Şimdi bir kaç istatistik paylaşacağım bu veriler her ne kadar utanç verici olsa da, gelecek nesiller için umutluyum…

Japonya’da

…kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7. Türkiye’de 12 bin 89 kişi. Buradan sonraki istatistikler çok daha felaket.. Japonya’da 1 kişi yılda ortalama 25 kitap okurken.  Türkiye’de bu oran 6 kişiye 1 kitap olarak değerlendiriliyor.  Türkiye De  1965 yılına göre Yükseköğretim okuyan kişi sayısı 14 kat arttı bunun yanında ise okuyan kişilerin kitap okuma oranı 1960 yılının oranının çok daha altında seyir etti. *kaynak

Eğitim de Şiddet

En basitinden ben 1991 doğumluyum, benim akranım olan çoğu kişi bilir ki bizim dönemimizdeki hocaların çoğu psikolojik  sorunlu insanlardı, şiddet ile öğretmeyi tercih eden kişilerdi.  Ödevini yapmayan çocuğu döven bir “Öğretmen” gelecek nesillere kin ve nefret aşılamaktan başka ne yapar ? Daha büyük bir araştırma yaparsanız muhtemelen yaşı 55-60 ı geçmiş “Öğretmenlerin” bir çoğu üniversite mezunu değillerdir. Zamanın da ülkedeki durumlardan dolayı Lise mezunu olarak mesleğe atılmış, kendilerini tam anlamıyla yetiştirememiş, ata-öğren sistemi ile kendileri zamanında nasıl öğrenmişler ise çocuklara da öyle öğreten kişilerdi. Yani zamanında kendileri hocalarından şiddet gördükleri için muhtemelen kendi eğitim sistemleri de şiddet odaklıdır. Tabi bu saydığım kısım çürük elma kesimleri. Yoksa bana her ne kadar denk gelmese de ülkemizde yaşını başını almış harika öğretmenler vardır ellerinden öperimm.. Bu konuda biraz daha istatistik vermek isterim.  Yazılarımın dayanağı kendi düşüncelerim değil yapılan araştırmaların yorumlanmasıdır.

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Adnan Gümüş 300  öğretmen ve 1000 e yakın öğrenci üzerinde okulda şiddet üzerine yaptığı araştırma sonuçlarına göre. (2004*)*kaynak

Erkek öğrencilerin  %75 lik kısmı Kız öğrencilerin ise  %50 lik bir kısmı yöneticilerden en az bir kere dayak yemişler. Öğrencilerin ortalama yüzde 64’ü öğretmenlerinden en az bir kez dayak yemiş. Haftada bir kaç kez düzenli olarak dayak yiyen öğrencilerin oranı ise yüzde 16. Dayağın dışında, öğrencilerin yüzde 10.8’i sürekli, yüzde 8.7’si çoğunlukla, yüzde 27.9′u ise bazen hakarete uğruyor. Erkek öğretmenlerin yüzde 58’i, kadınların ise yüzde 55’i, meslek hayatında en az bir kez öğrencisine dayak atmış.

Şimdi bu kadar şiddet uygulanan çocuktan ne beklersiniz ? Uzay’a uydu yollamasını mı ? Yoksa hayatının odağına şiddet koymasını mı ? Öğretmenleri tarafından dövülen çocuklar çözümü bir bakıma şiddette görecekleri için sorunlarını genelde kavga dövüş ile çözeceklerdir. Bunun başlıca nedeni ise eğitimsiz “Öğretmenler” tarafından yetiştirilmeleri.

Günümüz Eğitim Sistemi  ve  Öğretmen Olmak..

1990 lı yıllarda öğretmenlik

…şuan ki şartlara göre çok daha kolay olunabilen bir meslekti. Yapmanız gereken Lise mezunu olmak ve Öğretmenlik sınavına girmekti.  Çünkü Ülkemizde Eğitim fakülteleri tam anlamıyla 1990 lı yıllarda açıldı. Bu dönemde Öğretmen adaylarından çoğunlukla psikolojik eğitim almaları istenmiyordu. Yada alınsa da bunu denetleyecek bir merci yoktu. Gelişim Psikolojisi, Eğitim Psikolojisi gibi kavramların bir çoğuna kulak misafiri bile olmadan öğretmen olan kişiler takdir edersiniz ki bir nesili piskopat etmeye yetti ve arttı. Daha sonraları ise birileri eğitim sisteminde bir sorun olduğunu gördü ve kıstaslar getirdi, özellikle 2002 den sonra bu olaylar daha da revize edilmeye başladı. Öğretmenlik alımlarında kalite ön plana atıldı. Bence devletimizin yaptığı en mantıklı şeylerden biride bu oldu, önüne geleni öğretmen yapmayarak kişileri elemeye başladı. Tek sorun yüzbinlerce öğretmen adayı yığılmaya başlıyordu :).

Günümüzde öğretmen olmak isteyen bir gencin geçireceği evreler.

  • Fakülte mezunu ol
  • Formasyon al (Eğitim fakültesi değilse)
  • Kpss gir
  • Eğitim bilimlerine gir
  • Alan bilgisine gir
  • Mülakata gir
  • Aday öğretmen ol
  • Aday öğretmenliği kaldırmak için sınava gir
  • Sözleşmeli öğretmen ol
  • 4 yıl sonra kadroya geç.

Bu kadar eğitimden ve süreçten geçen kişiler artık öğretmenliğin değerini anlayan bireyler olarak mesleklerine başlıyorlar. Geçmişte kişilerin elini kolunu sallayarak oldukları mesleği, savaşarak kazanan kişiler tabi ki de baş üstünde tutacaklardır bu asil görevi… Dikkat ettiyseniz yeni nesil öğretmenler daha sevecen ve şiddet karşıtı. Çocuk ruhundan anlayan ve pedagojik bilgili insanlardır. Bu dönemde yapılması gereken tek olumlu şey bana göre, Tecrübeli öğretmenlerin yeni nesil öğretmenlere destek olmasıdır.  Ve bir bakıma şiddetten uzak durarak çocukları bir adım daha ileriye taşımalarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklamları kapatmalısın :)